Tavsiyelerinde daha çok yaptıklarından pişman olduğunu hissettiren kısımlar fazlalıkta olmakla beraber, az yapmışım şimdi sizin gibi olsam şu karşı ki dağların tepesinden kar getirip nenenize çay demlerdim ben çay dedikleri de olurdu. Bizde sanki gerçekmiş gibi, zihnimizin bize sunduğu tüm nöronları zorlayıp hayal ederdik dedenin neneye dağın tepesinden kar alıp gelmesini. Bu dedemizi süper kahraman yapardı bizim gözümüzde. Batman ve Süpermen i tanımazdık köyde hiç TV olmadığı için. Gecesi böyle biten günün sabahı hiç beklenmedik bir şey oldu ben kalp krizi geçirdim ve öldüm… Aslında dedem de kalp krizi geçirmişti ölmeden önce, amcalarımın bir tanesi yine krizden göçtü ahirete. Bunlarda irsi diyorlardı köyün ileri gelen fakat doktor olmayan yaşlıları. Hadi dedemin yaşı gelmişti amcamda günde 2 paket Maltepe içiyordu e benim yaşım daha altıydı okula bile gitmemiş ve sigaraya daha başlamamıştım. Vadem doldu demek ki, nenem dedem için öyle demişti. Ama daha akıl bali olmadan ölmüştüm yaşım henüz 6 idi hemen cennete mi gidecektim yoksa ben kalp krizi fırsata mı çevirmiştim. Annem Allah sevdiği kulunu çabuk yanına alır demişti’’ bir keresinde Bende ‘’o zaman Allah kelebekleri çok mu seviyor’’ demiştim. Gülmüştü. O gün günlerden matematik değildi. Zaten köylü matematiği çok sevmezdi. Köylü coğrafyayı severdi. Hatta köyün coğrafyasını severdi dağlarını, ırmaklarını, ormanlarını. Bizi şaşırtan yaşı gelen değil, sırası gelen gidermiş. Köylü ölecek diye muhlis emmiyi beklerken, sıradaki sela bana gelmişti. İlk defa ölmüştüm. Nasıl ölünür neden ölünür bilmeden ölmüştüm. Annem gözlerinden vurulmuşçasına ağlıyordu. Gerçi annem ağlamayı severdi, beni de severdi ikimiz birleşince nuri bilge ceylan filmlerini aratan bri dramdı bu. Beni çok sevdiğini bilirdim en küçüktüm onlara göre en savunmasız en olmazdım. Belki seçme şansı verseler en ölmezdim. Annem, göz pınarları köyün çeşmesiyle yarışırcasına aralıksız ağlıyordu. Bu beni çok üzdü ama ağlayamıyordum, gözyaşlarım kurumuş vücudum buz kesmişti. Ölmeyi bende çok merak ediyordum caminin bahçesindeki o mermerde uzanmak nasıl bir duygu ya da insanların seni ne kadar sevdiğini, ne kadar nefret ettiğini gerçekten görmek. O yer burası caminin avlusundaki o mermer taşı. Tüm savunmasızlığınla yatıp beklediğin o taş. İlk Önce caminin hiç bilmediğimiz ve girmediğimiz bir yeri vardı. Köydeki tüm çocukların merak ettiği buraya götürdüler beni. Yıkadılar pakladırlar banyoya benzer bir yerdi burası. Çıkınca tüm köyün çocuklarına hava atacağım diye geçirdim içimden. Kimsenin giremediği ora varya babam imama benim için açtırdı orayı diyecektim. Ardından evin büyük odasına getirdiler beni. Bu sahneyi dedemden hatırlıyordum. Yatırıp bembeyaz bir örtü örttüler üzerime dedeme örttüklerinden. Sonra babamın kurbandan kurbana çıkarıp saatlerce bilediği o büyük bıçağı koydular göğsüme. Hâlbuki babam buna izi vermezdi sakınırdı beni bu koca bıçaktan. Babam büyük adam, kudretli adam, dağ gibi adam . Yer yer aklar vardı saçlarında bey dağının karı gibi, konuşmadan sigara içiyordu sadece. Çayı da çok severdi aslında sigaranın yanında ama onun çayını ben getirirdim. Kalkamam diye istemedi herhâlde. Babam annem gibi değil göstermeden severdi bizi bilirdik biz.
-peçi