Köy Cenazesi

İnsan ölmek için yaşamaz, yaşadığı için ölürler. İnsanlar sevmek için yaşar, sevgisi kadar yaşar, yaşamını da o kadar sever. Yaşamayı sevmek yazmaz kitapta, her an öleceğin yazar. İnsanlar birbirine yarına çıkacağımız belli mi der bir öğüt mü yoksa tehdit mi bilmeden. Toprak olacağımızdan bahsederler ama cenaze namazına gelirim demezler, diyemezler onun bile garantisinin olmadığı bu dünyada herkes sadece akıl verir. Yaşayan herkesin fazlasıyla akıl verdiği bir köydü bizimkisi de. Bazı akşamları köyün meydanında ateş yapıp oturulurdu saatlerce, akıl verme ayinleri yapılırdı. Ölüme matematiksel olarak en yakın olan en yaşlı amcalar çok fazla nasihat eder ve akıl verirdi.

Tavsiyelerinde daha çok yaptıklarından pişman olduğunu hissettiren kısımlar fazlalıkta olmakla beraber, az yapmışım şimdi sizin gibi olsam şu karşı ki dağların tepesinden kar getirip nenenize çay demlerdim ben çay dedikleri de olurdu. Bizde sanki gerçekmiş gibi, zihnimizin bize sunduğu tüm nöronları zorlayıp hayal ederdik dedenin neneye dağın tepesinden kar alıp gelmesini. Bu dedemizi süper kahraman yapardı bizim gözümüzde. Batman ve Süpermen i tanımazdık köyde hiç TV olmadığı için. Gecesi böyle biten günün sabahı hiç beklenmedik bir şey oldu ben kalp krizi geçirdim ve öldüm… Aslında dedem de kalp krizi geçirmişti ölmeden önce, amcalarımın bir tanesi yine krizden göçtü ahirete. Bunlarda irsi diyorlardı köyün ileri gelen fakat doktor olmayan yaşlıları. Hadi dedemin yaşı gelmişti amcamda günde 2 paket Maltepe içiyordu e benim yaşım daha altıydı okula bile gitmemiş ve sigaraya daha başlamamıştım. Vadem doldu demek ki, nenem dedem için öyle demişti. Ama daha akıl bali olmadan ölmüştüm yaşım henüz 6 idi hemen cennete mi gidecektim yoksa ben kalp krizi fırsata mı çevirmiştim. Annem Allah sevdiği kulunu çabuk yanına alır demişti’’ bir keresinde Bende ‘’o zaman Allah kelebekleri çok mu seviyor’’ demiştim. Gülmüştü. O gün günlerden matematik değildi. Zaten köylü matematiği çok sevmezdi. Köylü coğrafyayı severdi. Hatta köyün coğrafyasını severdi dağlarını, ırmaklarını, ormanlarını. Bizi şaşırtan yaşı gelen değil, sırası gelen gidermiş. Köylü ölecek diye muhlis emmiyi beklerken, sıradaki sela bana gelmişti. İlk defa ölmüştüm. Nasıl ölünür neden ölünür bilmeden ölmüştüm. Annem gözlerinden vurulmuşçasına ağlıyordu. Gerçi annem ağlamayı severdi, beni de severdi ikimiz birleşince nuri bilge ceylan filmlerini aratan bri dramdı bu. Beni çok sevdiğini bilirdim en küçüktüm onlara göre en savunmasız en olmazdım. Belki seçme şansı verseler en ölmezdim. Annem, göz pınarları köyün çeşmesiyle yarışırcasına aralıksız ağlıyordu. Bu beni çok üzdü ama ağlayamıyordum, gözyaşlarım kurumuş vücudum buz kesmişti. Ölmeyi bende çok merak ediyordum caminin bahçesindeki o mermerde uzanmak nasıl bir duygu ya da insanların seni ne kadar sevdiğini, ne kadar nefret ettiğini gerçekten görmek. O yer burası caminin avlusundaki o mermer taşı. Tüm savunmasızlığınla yatıp beklediğin o taş. İlk Önce caminin hiç bilmediğimiz ve girmediğimiz bir yeri vardı. Köydeki tüm çocukların merak ettiği buraya götürdüler beni. Yıkadılar pakladırlar banyoya benzer bir yerdi burası. Çıkınca tüm köyün çocuklarına hava atacağım diye geçirdim içimden. Kimsenin giremediği ora varya babam imama benim için açtırdı orayı diyecektim. Ardından evin büyük odasına getirdiler beni. Bu sahneyi dedemden hatırlıyordum. Yatırıp bembeyaz bir örtü örttüler üzerime dedeme örttüklerinden. Sonra babamın kurbandan kurbana çıkarıp saatlerce bilediği o büyük bıçağı koydular göğsüme. Hâlbuki babam buna izi vermezdi sakınırdı beni bu koca bıçaktan. Babam büyük adam, kudretli adam, dağ gibi adam . Yer yer aklar vardı saçlarında bey dağının karı gibi, konuşmadan sigara içiyordu sadece. Çayı da çok severdi aslında sigaranın yanında ama onun çayını ben getirirdim. Kalkamam diye istemedi herhâlde. Babam annem gibi değil göstermeden severdi bizi bilirdik biz.
Şimdilerde kepçelerin açtığı mezar yerini, önceleri ise kişinin sevenleri kazmayla kürekle hazırlardı. Bence bu çok net bir kıyastır aslında. Ömrümüz boyu biriktirdiğimiz insanların oracıkta uğraşmayalım belediyeye haber verelimci olurlar hemen. Son zamanlarda belediyelerin kepçeleri logar çukuru açmanın yanında mezarda açmaya başlamışlar. Boktan bir hayatı olanlar için ironik bir hizmet. Bu kolaylık köydeki tüm arkadaşlarının işine gelir. Belediyeleşirler hemen, tüm sivil inisiyatiflerden sıyrılıp. Aralarında benim nereye gömülmek istediğini bilenlerde vardı ama üzülüyormuş gibi yapmak daha kolay geldi o an işleri uzatmaktan. Kalkıp ‘’ ulan ben sana demedim mi su ağacın dibine gömeceksiniz beni bari bunu yapın’’ demek istedim, fakat nafile susma ve tefekkür etme sırasıydı artık yani doğranmış kereste ağacından yapılma tabutun içerisinde. Sonra çocukluğunun ramazan günleri evin balkonunda akşam namazının okunmasını beklerken izlediğim köy camisinin minaresinden adım okundu. Bu genç yaşta adımın soyadımın okunması üzdü köylüyü biraz, namazına katılmak için camiye gitmeye hazırlananlar oldu. Pilav ve tereyağlı helva yemek içinde hazırlananlar vardı elbet. Kulağıma benim sadık yârim kara toprak türküsü geliyordu istemsizce ölüm böyle Bir şey mi diye düşündüm. CENAZE namazım kılındı. Herkes hakkını helal etti. Geçen kış kartopu oynarken kartopunun içine bilerek taş koyup kafasını yardığım, sümüklü sülo bile helal etti. Sırtladırlar tabutumu, çok yük olmamaya çalıştım. Zaten yaşarken de dikkat ederdim kimseye yük olmamaya. Camide ki kalabalığın 3 te 1 i gelmişti mezarlığa… İşte as kadro işte benimle beraber ölüme gelecekler bunlar deyip teker teker sarılmak geldi içimden. Enteresan olan en güvendiğim kişilerden gelmeyen vardı. Bende onların cenazesine gitmeyeceğim dedim içimden. Sonra açılan mezar yerine yerleştiler beni nazik ve kibarca. Perdeleri ördükten sonra toprak atmaya başladılar içerisi kararmaya başladı tahtaların arasında ki küçük boşlukta kapanınca tamamen kefenle sarılı bir şekilde kalmıştım. Ölüm bu demek ki, kalabalığın içinde kimsesiz kalmak. Sesleri duyabiliyordum ama ağlamaları feryatları. Yasin-i şerif e başladı hoca ilk kürek darbesiyle. Tamamen gömüldüğümde Yasin’de bitti tek ses vardı artık, sadece köyün imamının sesi. Bunu bildim hemen dedemde böyle oldu herkes gittiğinde sadece imam kalmıştı. Anne dedemi en çok köyün imamı Abdullah amcamı seviyor diye sormuştum. ‘’Bilmediklerini söylüyor ona’’ demişti oda ‘’Ben ölünce sen dur başımda gitme sakın’’ demiştim bende.. ‘’Sen ölmezsin daha küçüksün’’ dedi    

-peçi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir