Elimde tuttuğum kalem titriyor.
Sahi titreyen kalem mi, elim mi?
Ya da, ya da yürek mi titreyip duran uzuv?
Yazım en az kendim gibi, ruhum gibi çirkindir.
Ben kendimi sevmem. Zaten Leyla’da beni sevmez, hatta Aslı’da ve hakeza Züleyha bile sevmez.
Ağzımda Allah’ın belası bir küfür, ağzımda bozuktur kol saatim gibi.
Kendimi kendimden saklayamıyorum, her yerde buluyor beni. Ağaç arkasında, kafe köşesinde, beynimin içinde yakalıyor kendim kendimi.
Beni benden al Rabbim, Rabbim acı, Rabbim al, Rabbim çok zor. Kağıtta gezen mürekkepte hakkım yok. Ben yokum, kalem yok, kendim yok.
Annesiz bir ev nasıl buruksa öyle buruk göğüs kafesimin içi. İnsan neyi çok isterse imtihanı o olur. Seni istiyorum Rabbim, durda zırhımı giyinip öyle gireyim savaşa. Annem giydirse olur mu zırhımı Rabbim? Ben başla deyince başlayalım Rabbim tövbe tövbe.. Haşa Tövbe tövbe.
İnsan olmak gerek. Mecbur.
Yazmaktan başka bir şeye yaramasam karşılık olarak annesiz ev kalmasa. İçimde hakikaten kanayan yaranın müsebbibi ben miyim? Yardım et nolur, yardım et!
Yazılacak öyle meseleler var ki aman aman. Ölümlü dünya Hoca, ölümlü bu dünya ölümlü!
Siyaset değil Aşk konuşulur oldu kahve köşelerinde, muhabbete hasret yürekler. İki güzel kelam etmek gerek fütursuzca.
Günler 25 saat olsa herşey düzelecekti sanki. Olmadı.
Sandalyeme bile yabancılaşıyorum..
-balta